Ana Sayfa » Afyonkarahisar » Afyonkarahisar’ın Neleri Meşhur?

Afyonkarahisar’ın Neleri Meşhur?

Sponsorlu Bağlantılar

Afyonkarahisar’ın En Meşhurları

Afyonkarahisar’a gezmeye gidecek yada Afyonkarahisar hakkında meraklı olanlar için Afyonkarahisar ilinin nelerinin meşhur olduğunu sizlere anlatıyoruz. Kısaca Afyonkarahisar ilinin neleri meşhurdur diye sıralamak gerekirse;

Afyonkarahisar kaplıcaları, maden suyu, Frig Vadisi, Peri Bacaları, Afyonkarahisar Kalesi, Ulu Camisi, kaymaklı ekmek kadayıfı tatlısı, ağzıaçık böreği, patatesli ve mercimekli bükmesi, sucuğu, kaymaklı şekeri ve lokumu çok meşhurdur.

Afyon Peri Bacaları

Bölgeyi çevreleyen üç büyük yükselti Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağı bundan yaklaşık 10 milyon önceki jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu yanardağlardan püsküren lavlar zamanla bölgenin geniş platolarını, akarsu ve göllerini yani 25 bin kilometre karelik bir alanı yaklaşık 100 metre kalınlığında bir lav tabakasıyla örttü. Doğa, başta Kızılırmak olmak üzere bölgedeki akarsu ve gölleri, sel suları, rüzgar erozyonu ve tüm diğer enstrümanlarıyla Tüf adı verilen ve volkanik küllerin çamurla karışımından oluşan farklı sertlikteki bu kayaları milyonlarca yıl boyunca aşındırıp oyarak bölgeye yavaş yavaş bugünkü pitoresk görüntüsü verdi. Dik yamaçlardan hızla aşağı inen sel suları, karşılarında bulduğu farklı sertlik ve dirençteki volkanik malzemeden en usta heykeltıraşları bile kıskandıracak güzellikte şapkalı, mantar biçimli, konik, sütunlu ya da sivri yapıtlar yarattı.

Afyon Peri Bacaları

Özellikle Ürgüp ve civarında çok rastlanan şapkalı peri bacalarının sırrı, gövde ve şapkayı oluşturan kayaların farklı dirençlere sahip taşlardan, yani tüf ve lahar ya da ignimbirit türü sert kayaçlardan oluşmuş olmasıydı. Yağmur suları, coşkulu akarsular bununla da kalmadı, vadi yamaçlarını da rötuşlayarak ilginç kıvrımlardan arkaplan fonları, yamaçlardaki lav tabakalarının ısı farklarından yararlanarak büyüleyici bir renk cümbüşü yarattı. Yaklaşık 10 bin yıl önce neolitik çağın insanları yöreye geldiklerinde karşılarında işte böylesine görkemli bir manzara buldular. Kapadokya coğrafyası, doğanın iki karşıt gücünün jeolojik yapıyı şekillendirmesiyle oluşmuş. Bu karşıt güçlerden ilki, Orta Anadolu yanardağlarının sürekli faaliyet halinde bulunduğu ve bölgenin lav gibi volkanik unsurlarla kaplandığı yapılanma, diğeri de volkanik yapılanmadan sonra su ve rüzgarın etkisiyle başlayan ve halen devam eden aşınma.

Sponsorlu Bağlantılar

Afyon Frig Vadisi

Binlerce yıl önce insan zekası ve becerisinin birer göstergesi olarak inşa edilen ve dünyada eşi benzeri olmayan insanlığın ortak hafızası durumundaki kültür varlıkları ile doğanın mucizesi olan doğal varlıkların incelenmesi, insanlığa tanıtılarak kültürel kaynaşma yoluyla insanlığın barışına hizmet yolunda bir adım olması bakımından önemlidir. Frigler‘ in Anadolu’ ya gelmelerinden binlerce yıl öncesinde, Çatalhöyük‘ te olduğu gibi Anadolu’ da filizlenmiş ve yeşermiş, dünya uygarlıklarının gelişmesine ve söylenilenlerin aksine ilham kaynağı ve örnek olmuş uygarlıklar yer almıştır. Bu uygarlıklarla birlikte Anadolu’ nun bereketini ifade edebilecek ve bereketle özdeş bir tanrıça olan Ana Tanrıça / Matar Kubile kültü oluşmuştur. Frigler ve diğer uygarlıklar da “bereket” in, yaşamın sürekliliği bakımından öneminin bilincinde olarak bu kültü devam ettirmişlerdir. Yaşamın sürekliliği için önemli olan verimli topraklar ve savunmaya uygun dağlık bölgelerin varlığı Frigler‘ in Afyonkarahisar ili ve çevresinde yerleşmelerine ve siyasal egemenliklerini yitirdikleri dönemde bile bin yılı aşkın bir süre kültür geliştirmelerine uygun ortam oluşturmuştur.

Afyon Frig Vadisi

Bu döneme ait kültür varlıklarının büyük bir kısmı zaman içerisinde gerek doğal gerekse kendini bilmez kişilerin tahribatları sonucunda yok olmuş ya da zarar görmüşlerdir. Ancak halen çevremizde gördüğümüz Frig eserleri, kendilerinden önceki ve sonraki uygarlıkların oluşturdukları kültürel miraslar ile birlikte topraklarımız üzerinde güneş gibi parlamaya, Anadolu‘ nun kültür ocağı olduğunu tüm dünyaya haykırmaya devam etmektedirler. Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir illeri arasında kalan bölümde yer alan Frig Vadisi‘ nin tarihi, doğal ve kültürel dokusunun üç ilin ortak projesi olarak ele alınıp tanıtılmasının gerekliliği nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı’ nın koordinasyonunda üç ilin Valilik’ lerince çalışmalar başlatılmıştır. Bu kapsamda Afyonkarahisar Valiliği’ de bizzat Afyonkarahisar Valisi’ nin talimatlarıyla ve himayelerinde, Acil Durum Yönetimi ve Bilgi İşlem Merkezi’nde (Aduybim), il resmi kurumlarında çalışan personellerin katılımıyla bir çalışma grubu oluşturmuştur. Çalışma grubu Frig Vadisi‘ nin Afyonkarahisar ili sınırları içerisinde kalan bölümünde öncelikle saha çalışmaları yapmış, saha çalışmalarının tamamlanmasından sonra elde edilen verilerin değerlendirilmesi çalışmalarını yapmıştır.

Afyon Zafer Müzesi

1915-1920 yılları arasında Saitoğlu Mehmet Sait Efendi tarafından yaptırılmış olup iki katlıdır. Tipik Anadolu evleri tarzında bir plana sahiptir. Zemin katında 10 oda, 1 toplantı salonu ve sahnesi; üst katında ise 9 oda ve sergi salonu bulunmaktadır. Bina, 1930’lu yıllara kadar Afyon Belediye Binası olarak kullanılmış, yeni belediye binasının tamamlanması üzerine Emniyet Müdürlüğü’ne tahsis edilmiştir. 1985 yılında Milli Emlak Müdürlüğü’nce “Zafer Müzesi” olmak üzere, Başkomutan Tarihi Milli Park Müdürlüğü’ne tahsis edilmiş, müdürlük ise binayı 11.09.1986 tarihinde teslim alarak 1992 yılında bu binaya taşınmıştır.

Sponsorlu Bağlantılar

Afyon Zafer Müzesi

Müzede, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile ilgili bilgiler verilmekte, ayrıca Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Batı Cephesi Harekât Şube Müdürü Tevfik Bıyıkoğlu anısına düzenlenen odalar sergilenmektedir. Bu tarihi binanın önemi, Kurtuluş Savaşı’nın meydana geldiği döneme ait olması ve 27 Ağustos 1922’de Afyon Karahisar’ın düşman işgalinden kurtuluşuna müteakip, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Garp Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Garp Cephesi Hareket Şube Müdürü Tevfik Bıyıklıoğlu’nun bu tarihi binada kalmalarından ve burayı karargâh olarak kullanmalarından ileri gelmektedir.

Afyon Ulu Camii

Bu ismin yanında 1272 tarihleri yer almaktadır. Caminin mimarı bu kitabede ismi geçen Emir Hacı Bey’dir. Afyon’un en eski yerleşim birimlerinden Hıdırlık Tepesi ile Kale Eteği arasındaki derin vadiye inşa edilmiş olan cami Afyon’nun en büyük camisidir. Kendi adı ile anılan mahallede kârgir kalın duvarlar üzerine toprak damlı iken yapılan onarımlar sonunda bugün bakır ile örtülmüş olan çatı beş sırada sekizerden kırk ahşap sütun üzerine oturtulmuştur. Yapı, 40 ahşap direk üzerine oturtulmuş olması sebebiyle “Kırk Direkli Camii” olarak da anılmaktadır. Kiriş kaplamaları, ahşap tavan ve mukarnas başlıklar kalem işleri ile süslüdür. Çarpık dikdörtgen ahşap sütunlar üzerine konan ahşap sütun başlıkları, sarkıt ve baklava dilimlidir. Başlıklar üzerine konan ahşap atkıların yan yüzeyleri renkli motiflerle işlenmiş ise de bugün bu motifleri görmek çok zordur.

Afyon Ulu Camii

Altı sıra mukarnas nişli mihrap, Selçuklu taş işciliğinin sade bir eseridir. Caminin, doğuya, batıya, kuzeye açılan üç kapısı vardır. Selçuklu tarzı oymalı, iki kanatlı minber kapısı üzerindeki kitabede sureler bulunur. Caminin ilk büyük onarımı 1341 yılında Muzafferüddünoğlu Emir Abdullah Bey tarafından yaptırılmış ve doğu cephedeki kapı üzerine bir yazıt konulmuştur. Bu yazıtta onarıma ait bilgiler bulunmaktadır. Zamanımızda eski biçimi korunarak yeniden onarılan cami, ahşap mimarîsi ve yeşil sırlı tuğlalı baklava dilimi tuğla minaresiyle de Selçuklu döneminin eşsiz örneklerinden biri olduğunu gösterir.

Karahisar Kalesi

Afyon-Afyonkarahisar’da bulunan Karahisar Kalesi, merkezin her noktasından kendini göstermektedir. Karahisar Kalesi, Hititler döneminde ll. Murşili tarafından yapılmıştır. O dönemdeki ismi ise yüksek tepe şehri anlamına gelen Hapanuva idi. 226 metre yüksekliğe sahip bir kaya üzerine kurulmuş olan Karahisar Kalesi, zahmetli olsa da görülmeye değer.

Karahisar Kalesi

Yükseldikçe yukarıda göreceğiniz manzara sizi fazlasıyla heyecanlandıracak. Tam tepede ise muhteşem bir manzara gözlerinizi dolduracak ve şehri ayaklarınızın altına serecek. Karahisar Kalesi mutlaka yaşanması gereken bir yer. Afyon gezinizde Anıtkaya Şehitliği’ni de ziyaret etmeyi unutmayın.

Kaplıcaları

Sağlık turizmi yönünden oldukça şanslı olan İlimizde 5 tane kaplıca bulunmakta olup, tümü Turizm Bakanlığı tarafından “Turizm Merkezi” ilan edilmiştir. Türkiye genelinde “Pilot Bölge” seçilerek altyapı çalışmalarına hız verilmiştir. “Geleceğin Termal Başkenti” olarak nitelendirilen ilimizin termal merkezleri şunlardır;

Gazlıgöl Termal Turizm Merkezi

  • Gazlıgöl Termal Turizm Merkezi
  • Hüdai Termal Turizm Merkezi
  • Heybeli Termal Turizm Merkezi
  • Ömer-Gecek Termal Turizm Merkezi

Sandıklı Akdağ – Tokalı Kanyonu

Bir akarsuyun kalkerli bir alanda oyarak oluşturduğu derin, darboğaza kanyon deniyor. Akdağ kanyonu bütün olarak 20 km.lik alana uzanıyor. 1600 m. rakımlı kanyon Çivril’in Gümüşsu (Homa) beldesinin 900 m. Rakımlı yerleşiminde sona ermektedir. Kanyonun 1200 metre uzunluğundaki kısmı bıçakla kesilmişçesine yüksekliği yer yer 200 m.yi bulan kaya kütlelerinden oluşuyor. En geniş yeri 4 metre en dar yeri ise 1,5 metre aralıktaki bu kayaların arasından akan derenin oluşturduğu Akdağ kanyonu ancak 7-8 saatte geçilebiliyor. Akdağ’ın Sandıklı-menteş sınırında yer alan kanyona Kocayayla’dan giriliyor ve Gümüşsu beldesinden çıkılıyor. Yöre halkı kanyonu ” geçilemez ” bildiği için geçmeye pek yanaşmamışlar. Onlara göre buradan hayvan bile geçemez. Tabii durum böyle olunca halk arasında şu rivayet söylenir olmuş:

” Kanyonun en dar ve geçit vermez yerinde altın tokalı bir kapının ardında Romalılar döneminde altın saklanıyormuş. Altının miktarı kimine göre 30, kimine göre ise 40 ton. Ama tepeden otomobil büyüklüğünde bir kaya düşüp, alın tokalı kapıyı kapatmış. Kimse kanyona giremediği için definenin varlığı ya da yokluğu konusunda kimse bir şey söyleyemezken, altının miktarı her geçen gün artıyormuş. ” Rivayet bu. İşte geçilemez bilinen bu kanyon 7 Kasım 1993’de 10 kişilik bir ekip tarafından ilk kez geçilmiş. Ondan sonra ise Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri kanyondan geçerek incelemelerde bulundu ve kanyonun turizme açılması gündeme geldi. Bu iki derenin birleştiği noktadan itibaren kanyon başlar.

akdağ tokalı kanyonu

 

Bir vadide ilerleyen dere takip edilerek keyifli bir yürüyüşle kanyonun girişine ulaşılıyor. Kanyon girişine yaklaştıkça sarplaşan kayalar ve kartal yuvaları insanları bir bambaşka aleme götürüyor. Göbet adı verilen ve küçük bir gölcükten itibaren kayalar arasındaki dere yatağının en geniş yeri 4 metre civarında. Buna karşılık yan taraflarda bıçakla kesilmiş gibi yükselen 200 metreyi bulan yükseltileri manzaranın vahşiliğini anlatmak için yeterli. Bu bölgeden itibaren güneşi görmek derenin çizdiği mendereslere bağlı. Kanyonun kimi yerinde yürünür kimi yerinde tırmanılır. Bazen de 1,5 metreyi geçen serin sulardan yüzülerek geçilir. Kanyonun 1,5 metre genişliğindeki en dar yerinde gökyüzü görülmez olur. Çünkü 25 metre yükseklikte büyük bir kaya kütlesi yukarıdan düşerek kanyon arasına sıkışıp kalmıştır. En zor iş ise 25 metre yükseklikte yer alan bu kayanın altından yüzerek geçmektir. Bu dar geçitten sonra kayaların yükselişi yavaş yavaş azalır ve sonunda geniş vadilere dönüşerek menteş akdagindan gümüssü ovasına ulaşılır. Dere yatağından yamaçlara tırmanıldığında ise Işıklı Gölü ve Gümüşsu kasabası görülür. Ve kanyon çıkışından sonra 2 saatlik bir yürüyüşle Gümüşsu’ya varılıyor.


Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir